ŞİİRLERİM


-- Gençliğimi  Arıyorum --


-- Geçmişi  Anarken --


 
-- Mahallem  ve  Çocuk --

 

--Fay Hattı--

 

 

 

 

GENÇLİĞİMİ  ARIYORUM

Dostlar ben gençliğimi arıyorum,
Bulanınız, göreniniz, duyanınız var mı ?
 

En iyi yıllar gençlik yıllarıdır inan;
Yerde alıp gökte yediğimiz zaman.
Gençliğimi iyi geçirdim, diyeniniz var mı ?
 

Dizi… Klip…Televole…Sinema…
Her şeyi unutuyoruz televizyon karşısında.
Aile ortamında muhabbet edeniniz var mı ?
 

Sebzeler hormonlu, meyveler tatsız,
Etin tadı ise samandan farksız.
Şöyle, lezzetli bir  yemek yiyeniniz var mı ?
 

Bulgur aşı, yanında kuru soğan ;
İstiyorsan  bulunsun bir de ayran.
İsraf yapılmayan  sofrada yemek yiyeniniz var mı?
 

 Kireç yok, klor yok, mikrop bulunmayan;
Mahallenizdeki sokak çeşme suyundan:
“Bismillah” deyip de bir tas su içeniniz var mı ? 
 

Sevgiler azalmış, sevdalar sahte;
Gülüşler riyakâr… Kalpler hep yasta.
Tertemiz bir aşkla seveni  bileniniz var mı ?
 

 “Boşanma olunca yer gök titrer” derler.
Bir hiç uğruna boşanıyor sevenler.
Sabredip de boşanmayananı göreniniz var mı ?
 

 Orkestradan, balodan, danstan uzak:
“Usul yavaş, gir gapıdan ” diyerek;
Kaşıkları alıp  oynayanınız var mı ?
 

 Komşuluk hakkı her şeyden üstün,
Komşunun külüne muhtacız birgün.
Apartmanda  komşusunu tanıyanınız var mı ? 
 

Toplumumuzun yüzde ellisi olmuş hacı,
Bazıları hiç değişmemiş,  bu biraz acı.
“Gerçek hacılığı nasip et!”  diyeniniz var mı?
 

 Çil çil kubbeler çöktü,  Türk izi silinmekte,
Hamam, köprü, çeşmeler.. yerinden kaybolmakta.
Çarşı Camii’ni görüp de, içi yanmayanınız var mı ?
 

 “Allah… Vatan… Bayrak” dillerinde,
Şehit olmak vardı hayallerinde.
Memleket sevdalılarını hatırlayanınız var mı ?
 

 Dostlar ben gençliğimi arıyorum.
Bulanınız, göreniniz, bileniniz var mı ?
Yoksa bunları bilip de….
Bilmemezlikten geleniniz var mı ?

 

GEÇMİŞİ  ANARKEN…

 Ne zaman geçsem mahallem Şazi’den,
Çocukluğum aklıma gelir birden.
Mutluluk ve huzur geçer zihnimden.
                      Ordadır Hacımuratlar oymağı;
                      Kapılarda vardır demir tokmağı.

 Kardeşlerimle yapardık muzurluk,
Saklanma yerimiz olurdu yüklük.
Anamıza Allah versin döğümlük.
                    Hac’anam der: “Kendine gel yıvıtma.”
                    Her çocuğun oyunudur uçurtma.

 

Çil Aptil satardı iplere cizili şeker,
Geçerken adamın hep canı çeker.
Babama söylesem gırmazdı gaser.
                    Şeker almak için her gün şirnerim,
                     Doni oynadığım günü özlerim.

 

Tenike zobaya tezek atılır,
Gavırgalar tavalarda gavrılır.
Çay ve şeker külahlarda satılır.
                     Camızın sütünden gaymak yapardık,
                     Arabaşıyı tepisiynen yudardık.
 

İmaret Camii’nde gandiller sönük,
Hamamı yok, caminin boynu bükük.
Bizde acemi gence derler: “hödük”.
                      Her yere varırdı Tüssülü’nün sesi,
                      Telhalvası  çekilirdi   kış gecesi.
 

 Goca tekneye anam hamır gatar,
Tekne gazıntısından öğme yapar.
Hörü aba pişirirken cıvzıklar.
                      Bükme-börekte bulunmalı haşgeş;
                      Bayramlarda olurdu “Develi’ye beş”.


Peştadda üstünde Kur’an okunur,
Ocaktaki köze kumpil sokulur.
Kış gelmeden göce-bulgur çekilir.
                       Göce yuvalağını pek severim;
                       Hiç utanma “Allasen yi ciğerim.”

 

Hac’anam tesbihin esans kokulu,
Altın fese renkli kırep sokulu.
Çatmalı gınalar elde çatılı.
                       Gelinler vardı,zülüfü perçemli;
                       Ayakları, telli gıcırtılı mesli.

 

Desdiyle su taşır gınalı eller,
Çamaşırlar esbab daşında bekler.
Garip, akşamlara kadar tokeşler.
                        Kille yunan urbaları ararım;
                        Gatmeri de sadeyağıyla yağlarım.

 

Bazı gençler güzellere vurulur,
Bekarın eli goynuna guyulur.
Güveyi guyarken yumruk vurulur.
                        Dua edilir: “Başa gadar etsin.”
                        Allah ikinci bir yüz göstermesin.

 

Her şey mazi ile bir lütuf bulsun,
Eğer , geleneğini unutursan;
“Elhükmülillah başınız sağolsun.”
                      Birgün geçmişe biterse heyecan;
                    “Al peştaddanı hoca, ben okumeycan.”

 


 

 

 MAHALLEM ve ÇOCUK

Şazi  Mahallesi, Hacı Muratlar’ın  aralık;
İki oda, bir mutfak; çorak damın üstü yarık.

İşte ben, bu mutlu hânede dünyaya gelmişim;
İlk çocuk olarak, neşe ve sevinç getirmişim.

Hac’anamın rüyası sonucunda adım konmuş;
Hacı babam ise, bu işe birazcık bozulmuş.

Soğuk gelmesin diye kapıya kilim tutardık;
Kış günü toprak odada çok huzurlu yatardık.

Su çekilip, “esbap daşı ”na  çamaşır yığılır;
Garip anam, akşamlara kadar “tokeş”ler durur.  

Hesna  hala’m camızın sütünden kaymak yapardı;
Gadir emmi’m  sabah namazını hiç kaçırmazdı.  

Nerde Güllü Gelin, Ayşe Gelin, Fâ’riye aba?
Dünya yalan..Ölenleri yazsak sığmaz kitaba.

Cılkoğlu Çeşmesi’nde bazen kesilirdi deve;
Hayvanın böğürmesi, gelirdi  tâ bizim eve.

Çil Abdil’den  alırdık  iplere  çizili  şeker;
Yoklukta zor alınırdı,külahta çay ve şeker.

Hacı Muratlar’ın Oda’ya köylüler dolardı,
Ekmek aş götürme işi bazen bize düşerdi.

“Hacı Abdıreyim Çeşmesi”nde  yıkanır bezler;
Anam soğuktan titreyip gelir; buz tutmuş eller.

“Desdici Hılmi, Fırıncı Hörü, Dayoğlu Gızı;”
Komşularımızdı,  hepsinin vardır hatırası.

Hacı anam Tüssülü’nün Şö’ret’e sık giderdi;
Dişleri az olduğundan yemeği zor çiğnerdi.

Me’met emmi’mi  sorarsanız çok munis biriydi;
Karısı Emine aba’msa  merhamet timsaliydi.

Dükkanımız..Rızık kapımız..Akmasa da damlar,
Millî  bayram  günü  dolardı  bütün  damlar.

Babam dükkanda resim çeker, dedem pul satar;
Paraları tekrar saymaktan büyük bir zevk duyar.

Üç ayaklı makinayla babam resim çekerdi;
Kış günü, hava soğuk, ne zorluklar çekerdi.

Islak kesilir resim, çünkü konmaz  kurutmaya:
“Aç takkanı  Me’medâ !  Borcun iki buçuk lira!”

Rüyada mıyım, yoksa gerçek mi?Aklım almıyor;
Hesabı  iyi  yapalım,  günler  çabuk  geçiyor...

sait-1961

 

N. Sait EKİCİ

 

 

 

 

 

 

 

  FAY HATTI
 

Yıl iki bin iki, aylardan Şubat, günlerden Pazar.
Bazı  insanlar  uykuda,  bazısı  kahvaltı  yapar.


Birdenbire  bir gürültü, bir sallama, bir tûfan,
Ağızlarda salavat, ağızlarda tekbir ve Kur’an.


“ İzâ zülziletü'l arz-ı zilzâlehê “ diyor, Rahman,
“ Yer, şiddetli bir zelzeleye uğratıldığı zaman.”

  
İnsanlar bedbaht,insanlar korkulu,insanlar nâçar,
Panik  halinde;  kimisi kaçar, kimisi  el açar.


Beklenmeyen bir âfet; şaşkınlık, heyecan ve merak.
Sokaklar  insanlarla  doldu, bütün binalar çatlak.


İlk deprem gecesinde ortaya çıktı bütün gerçek,
Hava ayaz; çocuk, yaşlı, geceyi nasıl geçirecek?


Kızılay  çadırında  soba  boruları   tütüyor,
Evinin sıcaklığı, herkesin burnunda tütüyor.

Depremde bazı camilerimiz de aldı darbeyi,
Sallantı neticesinde, yıktı dokuz minareyi.


İhsaniye, Rüştiye, Çarşı, Tahtalı ve İmaret,
Öksüz çocuk gibi, veremiyor insanlara hizmet.


Devletimiz  büyüklüğünü  yine    gösteriyor,
Cumhurbaşkanı, Başbakan, bölgemize geliyor.


Gece gündüz uyumadan çalışıyor Bakan Akcan,
Bütün gücü ile memlekete vermek istiyor can.


Kısa  sürede  devletimizden  yardım  yağıyor,
Bütün halkımıza:“İşte,büyük devlet bu ! ”dedirtiyor.


Kurban gelmeden, depreme kurbanlık oldu hayvanlar,
İhtiyacı olmadan yardım almış, bazı hayvanlar(!)


İlk Cuma; şehir meydanında toplanıyor cemaat,
Avuçlar havada; gözler yaşlı; gönüllerde feryat

“ Medet yâ Rab ! Medet yâ Rab ! Medet yâ Rab! ”

                                                                 N. Sait EKİCİ

 

Deprem sonrası ilk Cuma Namazı
 

 

   
   
 
 
 
 
 
 
 
 
   
     
   
   
   
   
 

 

elektronik posta: nursaid@mynet.com