M. KEMAL ÇELİK

   At Cambazı Yörük Kemal… Yetmiş yedi yaşında…Erkmen Mahallesi’ndeki Harlak Mevkii’nde bahçeli evinde oturuyor. At konusunda uzman…Arabaya koşulacak atları terbiye edip satar. Bazen atarabasıyla nafakasını çıkarmak için çalışır.

   Kemal Çelik; orta boylu, zayıf, eğilmekten beli iyice kamburlaşmış, beyazlaşmış olan saçı sakalı birbirine karışmış derbeder birisi…Ağzından sigarayı hiç düşürmez. Türünün son örneklerinden birisi olarak, başından fötr (fotel) şapkayı hiç çıkarmaz. Ekonomik zorluklarına rağmen çok bonkör ve misafirperverdir. Gençlik yıllarında yaptıklarını, biraz abartılı olarak anlatmasını sever. Eş-dost şaka yollu takıldığında, biraz ağzını bozduğu da olur. Huysuz atları eğitip; arabaya koşulacak duruma getirmesiyle övünür.

 

   HAYATINIZI ANLATIR MISINIZ?

   1938 yılının Kasım ayında, Emirdağı’nın Bayat Nahiyesi Maçaklı Köyü’nde Atatürk’ün ölümünden iki saat sonra doğmuşum. Bu yüzden adımı Mustafa Kemal koymuşlar. Babamın adı Hasan… Çiftçilik yapardı. Ben dört yaşındayken babam vefat etti. Dört kardeşin en küçüğüyüm. Ağabeyim Mustafa sağ… Oyuncak satardı. Şu anda Bolvadin Huzurevi’nde kalıyor. Ben on dört yaşındayken Bolvadin’e göç edip Erkmen Mahallesi’ne yerleştik. İlkokulu köyde okudum. Ortaokulu ise Bolvadin’de okudum. Köyde durumumuz iyiydi. Bahçemiz, arazilerimiz vardı. Buraya gelince zorluk çektik. Askerlik gelinceye kadar çiftçilik yaptım, atarabası kullandım. Askerliğimi yirmi dört ay Erzurum’da onbaşı olarak yaptım. Askere gitmeden evlendim, o garıdan bir kızım oldu.

 

   ASKERDEN GELİNCE NE YAPTINIZ?

   Askerden gelince tekrar evlendim. Kızın adı Pakize idi. Gençlik yıllarında çok yakışıklıydım. Onunla evlenme hikayem de şöyle oldu. Eskiden sevdiğini belirtmek için mani düzülür, türkü yakılırdı. Haşgeş çapalayan kadınlar bir yandan çapa yaparken bir yandan da türkü söylerlerdi. Ben tarlamıza giderken çapacı kadınlar: “Yoldan giden eşşekli oğlan, / Beli fişekli oğlan, / İşaretten anlamaz, / Eşşek gafalı oğlan.” dediler. Ben de hemen eşeği durdurdum: “Yoldan giden yorulmaz, / Yola çadır gurulmaz.” dedim. Onlar da: “Yoldan giden beri bak, / Gulağına deri dak, / Eğer bu yana bakmazsan, / Kalkmaz döşşeklere yat.” dediler. Ben tekrar: “Gazanın galayı var, / Gözelin alayı var, / Merak etme sevgilim, / Gaçmanın golayı var.” dedim, akşam kız bohçasıyla çıktı geldi, beraber kaçtık. İkisi resmi nikahlı olmak üzere, toplam dört kere evlendim. Bunlardan çok çocuğum oldu fakat yaşamadılar. Şu an bir kızım ve bir oğlum var. Oğlum Hasan, kerestede çalışıyor. En son hanımım sekiz sene önce öldü. Bir daha evlenmedim. Daha da benim alış-veriş sağlam fakat, yeter…

 

   YURT DIŞINDA DA ÇALIŞTINIZ MI?

   1966 yılında, Almanya işçi almaya başladı. Beni önce çağırdılar fakat gitmedim. 1970 yılında gitmeye karar verdim. Almanya’nın Frankfurt şehrinde işçi olarak çalışmaya başladım. Bir sene bir fabrikada çalıştım bana sertifika verdiler. Sonra daha iyi bir fabrikaya girdim. Metal fabrikası idi. Toplam yirmi dört sene çalıştım. Önceleri hanımı ve çocukları götürdüm fakat orada edemediler. Üç ay sonra geri getirdim. Her sene mutlaka izne geldim. Fakat para tutmadım. Almanların en büyük özellikleri doğruluğa ve hakkaniyete dikkat etmeleri idi. Vergilerini tam verir devletlerini korurlardı. Çok çalışkanlar… Karısı-kızı, çocuğu- çoluğu hepsi de çalışıyorlar. Orada işbaşı güneş doğmadan başlar, karanlıkta biter. Bizde bunların hiçbiri yok. Müslümanlığın emrettiğini onlar yapıyor; onlarınkini biz yapıyoruz.

 

   TEMELLİ DÖNÜŞ YAPINCA NE İŞLE UĞRAŞTINIZ?

   Avrupa’dan dönünce Harlak’ta tarla alıp iki katlı ev yaptım. Sondaj salıp su çıkarttım. Geniş bahçesine değişik meyve ağaçları diktim. Fakat bir müddet sonra ağaçların ilaçlaması falan masraflı oluyor diye kestim. Ağaçlar kesildikten sonra benim işlerim ters gitmeye başladı. Bahçeye çıkardığım sondaj suyu kurudu. Buna çok üzüldüm. Şimdi başımı kesseler, hiçbir yaş ağaca dokunmam. Gece rüyamda bir hoca geldi: “Yeşillere niye kıydın?” dedi, kayboldu. Başka zaman rüyamda gene geldi: “Kurban kes, suyun gelecek.” dedi. Hemen kurbanı kestim, su güldür güldür geri geldi. Dört sene sonra suya tekrar kavuştum. Anladım ki Allah bu dünyada beni cezalandırdı, öbür dünyaya bırakmadı. Dağdan taş çektim, odun yardım. Piyasada atarabacılığı yaptım, halen yapıyorum. Herkes beni at alıp- satmamla tanır.

 

   FARKLI BİR AT YETİŞTİRME TARZINIZ VARMIŞ

   Bolvadin’de attan en iyi anlayan benim… Atı iyi yetiştiririm. Arabaya koşulamayacak yoz atları ben ehilleştiririm. Baytar bile ben kadar attan anlamaz. Şimdiki atımı arabaya koşup Afyon’a gider-gelirim. Her beygire binemediğin gibi, her beygiri de arabaya koşamazsın. Huylu beygiri kimse arabasına koşamaz. Onun doktoru benim. Ben önce atın suyunu az veririm. İyice susayınca suyunun içine rakı katar, içiririm. Kendinden geçer. Uyuşan hayvanı normal atın yanına koşup, onu yavaş yavaş arabaya alıştırırım. Bu işleme, at, arabaya koşulma durumuna gelinceye kadar devam ederim. Bunu deyince beni içki içer zannetmeyin. Ağzıma bira dahi sürmedim. Yalnız, ata bu yaptığımın hiçbir maddi faydasını görmedim. Bana hayır etmedi. İnsan doğruluktan ayrılmaması lazım.

 

  BİR GÜNÜNÜZ NASIL GEÇİYOR?

  “Erken gelir yazı-kışı Konya’nın / Mevlasına eremedim yalan dünyanın.” Dünya yalan değil; insanlar yalan… Bir göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçti ömrüm…. Genciken dünyaları devirirken; şimdi bir çöp kaldıracak halim kalmadı. Gene de şükür…Sabah erkenden kalkıp, atıma bakar; tımar eder; yemini suyunu veririm. Kahvaltı yapmam, öğle olunca yemek yerim. Yaz olsun kış olsun mutlaka arabayı koşup, atarabalarının bulunduğu durağa gelirim. Arabacıların bulunduğu kahvede oturur, muhabbet ederim. İş çıkarsa giderim. Bazen iyi iş olur, bazen olmaz…Her güne şükrederim. Çalışmadan duramam. Çalışmayan adama kimse bir dilim ekmek vermez. Sağlığımı çalışmaya borçluyum. Oğlana, geline yük olmamak için yaşlıların kaldığı huzur evine gideyim dedim, gelinim: “Önüne bir kaşık çorba pişirir korum, gene ben seni oraya salmam.” dedi, göndermedi. Akşam olunca beraber yemeğimizi yeriz, haberleri dinlerim. Yatmadan önce, taşları yıkılmış, nesilleri kesilmiş, “ Bana da bir Fatiha yok mu?” diyen mevtalara ve şehitlerimize, türbelerimize okurum. İhtiyarlık zor… “Sabah erken kalktım kumar başına, / Bıçağı biledim usdura daşında, / Neler geldi neler geçti genç yaşımda, / Felek zehir gattı ekmeğime aşıma…” İşte böyle…Gençlik geçti guş gibi; ihtiyarlık geldi gış gibi…

 

   GENÇLİĞE MESAJINIZ NEDİR?

   Evde ve okullarda çocuklar terbiyeli büyümüyor. Büyüğü küçüğü saymıyorlar. Büyüklerini saysınlar, küçüklerini sevsinler. Eski terbiye yok... Devletini çok sevsinler. Devletimizin işi hiç kolay değil… İç düşmanlar, dış düşmanlar her yerimizi sarmışlar. Hangi ırktan olursa olsun, Türk Bayrağının altında yaşayan, Edirne’den Ardahan’a kadar herkes kardeştir. Şimdi kardeş kardeşi öldürüyor. Kardeşliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesinler. Haram yemesinler. Haram yiyen bir kişi devlette görev yaparsa; o kişi devleti satar. Haktan adaletten ayrılmasınlar.