KADİR DOĞRUYOL

   Ölügızının Hacı Gadir...Yetmiş iki yaşında...Çarşı Camii'nin kuzey tarafına bakan dükkanında altmış yıldır manifaturacılık yapıyor. Herkesle dost, herkesle barışık...Kendinden küçüğe-büyüğe: "Bir emrin var mı?" diyecek kadar mütevazi...Muhabbeti seven bir gönül adamı. Futbolu ve spor yapmayı sever. Müthiş bir Beşiktaş taraftarıdır.Televizyonda hiçbir maçını kaçırmaz. Bazı sabahları, Horan Parkı’nda doktor tavsiyesi üzerine yürüyüş ve spor yapar.

   Kadir Doğruyol; normal boyda ve kiloda, hafif sarışın, beyaz tenli, başında takkesi hiç eksik olmayan birisi...Yürürken sağına soluna bakınarak, selam vereceği kişi arar. Herkese laf atar; hatır sorar. Babasından kalan şakacılığı ve nüktedanlığı devam ettirir. Kolay kolay kızmaz, hoşgörülüdür. Haksızlığı sevmez. Haksız bir olay görünce, bazen ağzını bozar. Altmış yıldır aynı dükkanda oturmasına rağmen, ahşap tezgahı ve dükkan çerçevesini değiştirmemiştir. Varlıklı olmasına rağmen, neden değiştirmediğini soranlara: "Herkes beni böyle biliyor, bazı müşteriler lüks dükkandan korkar." der. Müşteriye en uzun vadeli malı o verir. Senet-sepet yapmaz. Alacağının peşine düşmez. "Verdiği zaman versin." der. O, müşteriye güvenir; müşteri de itimadı sarsmaz. Genellikle "Harman veresi" verir. Çok zekidir, hesap makinesi kullanmaz. Kredi kartıyla alış-veriş yapmak isteyenlere: "Biz bunu bilmeyiz; zeynimiz sarmaz." der.

   Hesap makinesi, cep telefonu, bilgisayar, faks gibi cihazları kullanmaya yanaşmaz. Hangi köyde kim var; Bolvadin'den ve hangi köyden kimin kendisine borcu var; hemen bilir. Hafızası ve zihinden hesabı çok kuvvetlidir. Hesap adamıdır. Üç çeşit defter kullanır: Birinci deftere köylerden veresiye hesabı olanları olanları, İkinci deftere Bolvadin’den veresiye hesabı olanları yazar. Üçüncü deftere de, evinin ve dükkanın günlük masraflarını, nereye ne verdiyse ismiyle ve kuruşu kuruşuna yazar. Mübarek toprakların âşığıdır. Üç sefer hac; onbeş sefer umre haccı; toplam on sekiz sefer hacca gittiği halde, aklı hep oradadır.

   HAYATINIZI ANLATIR MISINIZ?

   1943 yılında Bolvadin’in Hisar Mahallesi’nde dünyaya gelmişim. Babamın adı Hidayet…Hicazı da derler. Üç oğlan, üç kız, altı kardeşiz. Benim büyüğüm Ahmet, aynı işi yapıyordu, 1982’de vefat etti. Ben, baba mesleğimiz manifaturacılıkla; küçük kardeşim Mustafa ise, mobilya ve beyaz eşya satıcılığıyla uğraşıyoruz.

  İlkokulu Akçeşme İlkokulu’nda okudum. Sonra ortaokulu bitirdim, liseye başladım. Müdür, Kemerkayalı İsmail Toker idi. Lise birinci sınıfta iken, sınıfımız biraz haşarı idi. Lise pansiyonunda kalan öğrencilerle kavga ettik. Babam kızdı. “Aman oğlum sen okuldan çık da, hem okul dinlensin; hem de ben dinleneyim.” dedi. Böylece ben okuldan ayrıldım. Okul dinlendi mi artık bilmiyorum fakat, babam dinlendi. Askerlik vaktim gelinceye kadar gece-gündüz dükkanımızda çalıştım. Şu an durduğum dükkanda, babam Hidayet, amcalarım Hulusi ve Şevki ile birlikte ortak çalışıyordu. Askerlik vaktim gelinceye kadar dükkanda çalışarak esnaflığı iyice öğrendim. Askerliğimin acemi dönemini İzmir’de yaptıktan sonra,usta birliğim Konya’ya çıktı. Babam Bolvadin’e yakın yere çıktı diye sevinecek sanmıştım ama, çok kızdı. “Ananın kül döktüğü yere vermişler. Şimdi zırt-pırt çıkıp geleceksin.” dedi. Askerliğimi, komutan şoförü olarak yaptım. Askerden gelince iki sene sonra evlendim. Üç oğlan, bir kız olmak üzere dört çocuğum var. Çocuklarım da baba mesleğini seçtiler. Büyük oğlum Hicazı’nın, Konya’da “Seleni” adı altında hazır giyim mağazası; ortanca oğlum Mehmet’in burada “Endam” adlı hazır giyim mağazası; küçük oğlum İbrahim’in de Afyon’da “Endam-2” adı altında mağazası var.

   BU MESLEK BABA YADİGARI MI?

   Dedemin babası 1813 yılında manifaturacılığa başlıyor. Sonra dedem Abdülkadir devam ettiriyor. Sonra babama devrediyor. Babam da, biz üç kardeşe devretti. Ben de çocuklarıma devrediyorum. Bu yıl kuruluşumuzun 200. yıldönümünü kutluyoruz. Bolvadin’de atadan kalan sanatı bu kadar uzun süre devam ettiren başka köklü esnaf yok.

   GENİŞ KAPSAMLI VERESİYE VEREN TEK KURULUŞSUNUZ. HALKA İTİMAT NEREDEN KAYNAKLANIYOR?

   Önce kişilere güveniyoruz. Kişilere güvenimiz tamdır. Senet- sepet yapmayız. Vatandaş köyden gelirken: “Nasıl olsa Ölügızılar’ından veresiye alırız.” niyetiyle geliyor. Onları boş çeviremeyiz, veriyoruz.Uzun süre borcunu ödeyemeyenler çok oluyor. Sonra getiriyorlar. Kimsede alacağımız kalmadı. Borçlu adam ölse dahi, yakınlarının rüyasına giriyor, borçlarını getiriyorlar. Sekiz-on sene borcunu veremeyip sonra getirenler var. Malı aldığı günkü para neyse, onu alıyoruz. Allah bereketini içine katıyor.Yoksa Vehbi Koç’un serveti olsa biterdi.

   Manifaturacılığın yanı sıra başka işlerle de meşgul oldum. Hayvan ticareti ve nakliyecilik yaptım. Hayvanları bir şehirden alıp, büyük şirketlere sattım. İnsan, kendi dalında büyürse adam olur. Yapamadım, sonra bıraktım, kendi işimize döndüm.

   BİRAZ DA BABANIZDAN BAHSEDER MİSİNİZ?  

   Babam toplumda saygınlığı olan şakacı bir insandı. Esnafımızı takdir eder, “Türkiye’de en kanaatkar esnaf, Bolvadin esnafıdır.” derdi. Ayrıca babam: “Arkadaşlarını ve konuşacağın kişiyi iyi seç! Toplumda sevilen sayılan terbiyeli arkadaşlar edin! Emr-i Hak vâki olup, ben bu dünyadan göçtüğüm zaman, benim dost, arkadaşlarım ve dünürlerimle irtibatı kesme! Onlara gereken saygıyı göster! Siz bu dostlukları devam ettirmezseniz ailede kopukluklar başlar! Bu sözlerimi size miras olarak bırakıyorum.” dedi. Ben de babamın bu güzel mirasınını yerine getiriyorum ve çocuklarıma aynı tavsiyelerde bulunuyorum. Babam, en iyi esnaf olarak, Çireçöpün Kamil (Bilgin)i takdir ederdi. Samimi arkadaşları ise: Mehmet Aşkar, Şerafet Sevim, İbrahim Yavuz, Hilmi Kantarcı, Abdil Karagüven (Hacıgüççük), İbrahim Özsoy (Hancı İbreğem) du. Babamla ilgili bir hatıramı anlatayım: Babam bonkördü, lakin müsrifliği sevmezdi. Babamdan habersiz dükkana telefon almıştık. Birgün, aylık telefon borcunu yatırmak için çırak kapıdan çıkarken, babam durdurdu ve nereye gittiğini sordu. O da: “Şu kadar telefon borcunu yatırmaya gidiyorum.” dedi. Babam:” Hazır yiyici bir ben varıdım; bir de karşıma o mu çıktı! Nebilen ne ederim telefonunun!” diye kızdı.

   “ÖLÜGIZLARI” LAKABINIZ NEREDEN GELİYOR?

   Esas bize “Hidayetler” derler. “Ölügızı” lakabı babaannemden geliyor. Babaannemin erkek kardeşi yokmuş; kız kardeşleri varmış. Babaennemin babası berberde traş oluyormuş. Traş olurken yorgunluktan içi geçmiş, uyumuş. Berber ve yanındakiler uyandıramamışlar; öldü zannetmişler. Zor ayıltmışlar. O günden sonra babaanneme “Ölükızı” demişler.

   ESKİ İLE YENİ BOLVADİN’İ NASIL DEĞERLENDİRİRSİNİZ?

   Bolvadin ekonomisi, şimdiye göre Afyon’un ekonomisinden on kat fazlaydı. İstanbul’dan her hafta 1 kamyon manifatura malı getirirdim. Her hafta Ömer Birler’den tiftik yapağı alır; M. Ali Huyugüzel ve Ahmet Yiğitbaşı’dan derileri alır; Hacı Ahmet ve Ali Osman Özaydın’dan 1 kamyon yumurta alır İstanbul’a götürürdüm. Gölden kasa kasa balık giderdi. Bütün dükkanlar sabah namazından önce açılırdı. Çarşı esnafı birbirine tutkundu. Her evde mutlaka bir-iki baş hayvan bulunurdu. Ev hanımlarının erkeğe yükü olmazdı. Hayvan sığıra sürülürken, arkasında belki yirmi kadın ters toplardı.

   Bugün ise Bolvadin ekonomisi çökmüş durumda. Üreticilik yok, çalışma yok, hazır yiyen çok. Bolvadin’in hanımı parayı bilmezdi. Şimdi herbirinin cebinde iki-üç kredi kartı var. Fantazi çok fazla… Evin erkeği ne yapsın? Eskiden erkeğin sözü geçerdi. Önücek kalktı, şimdi hanımların sözü geçiyor. Durumlar iyi değil, bunları üzülerek söylüyorum. Ekonomik yönden belli bir yere kolay gelinmiyor. Şu dükkanda ağabeyimle birlikte dönüşümlü olarak gece otuz sene yattık. Otuz altı saat durmadan çalıştığımı bilirim. Esnafımızın hakkını devamlı ararım, hiç laf getittirmem. Devamlı onların menfeatini düşünürüm. Hata yapanı ikaz ederim. Herkesle iyi geçinirim.

   EN BÜYÜK EMELİNİZ VE GENÇLİĞE MESAJINIZ NEDİR?

   Çocuklarımı ahlak ve terbiye yönünden çok iyi yetiştirdiğime inanıyorum. Maddi açıdan emelim ise; onları çok iyi birer iş adamı yapmaktır. İnşallah onu gerçekleştireceğim. Gençler çalışmaya kendilerini alıştırsınlar, bir işte istikrarlı olsunlar. Helalinden kazanmak için gayret etsinler.