İSMET GÜNDAY

   Hıfsıların Hacı İsmet…Yetmiş üç yaşında…Elli sekiz yıldır direksiyon koltuğunda oturuyor. Şoförlüğün, bir disiplin ve kurallara harfiyyen uyma sanatı olduğunu söyler…İlk yeni çıkan otobüsü Bolvadin’e o getirir. Haskaymak Otobüs Şirketi’nde başkanlık görevlerinde bulunmuştur. Yolcu taşırken hiç kaza yapmamıştır.

   İsmet Günday, yaşının vermiş olduğu olgunlukta; orta boylu, gözlüklü, bıyıklı, çoğunluğu dökülmüş beyaz saçları olan birisi…Yürürken, dizlerinde olan rahatsızlıktan dolayı biraz yalpalayarak yürür…Temiz ve düzgün giyinir. Kuralcı ve çok disiplinlidir. Her şeyi bir program dahilinde yapar…Çocuklarına ve ailesine bu disiplini aşılamıştır. Bu sayede kendi çapında otobüs filosu kurmuştur. Borcu kesinlikle sevmez. Aile içerisinde tek söz sahibi olup; çocukları onun izninden çıkmaz ve her türlü hürmeti gösterirler. Sekiz sefer otobüsüyle hacca gitmiştir. Ayrıca iki sefer de özel olarak gitmiştir. Hobi olarak, güvercin beslemeyi ve maç seyretmeyi sever. Fanatik Beşiktaş taraftarıdır. Maçları evinde hiç kaçırmaz. Ölükızının Hacı Kadir gibi o da, Beşiktaş yıkılınca telefonunu kapatır.

   HAYATINIZI ANLATIR MISINIZ?

   1942 yılında Bolvadin’in Alaca Mahallesi’nde dünyaya gelmişim. Babamın adı Fevzi… Üç oğlan, iki kız olmak üzere beş kardeşiz. En büyükleri benim…Diğer kardeşlerim İhsan ve Ziya’dır. Lakabımız “Hıfsılar”dır. “Hıfsı”, babamın babasının adıdır.Hepimiz de babamızın mesleği olan şoförlüğü yapıyoruz. Babam bu işe, iki atla çekilen yaylı arabasıyla posta çekerek başlamış. O zaman “posta” demek, PTT’nin mektuplarını çevre ilçe ve kasabalara dağıtmak demekti. Gelen mektupları; Sultandağı, Çay, Bolvadin Emirdağ postanelerine taşırdı. O gün için Bolvadin’de motorlu araç tek-tük vardı. Babam ileri görüşlü insandı. “Otobüs alalım.” dedi. 1950 yılında Eskişehir’de bulunan “Balel” Şirketinden “Opel” marka otobüsü “sıfır” olarak aldık. O zaman otobüsler kasasız satılırdı. Kasasını Akşehir’de yaptırdık. Bugünkü otobüsler gibi büyük değildi. 15-16 kişilikti. Bolvadin- Afyon arasında yolcu taşırdık. O zaman plâkalar siyah olup; bulunduğun vilayetin ismi yazılırdı. Bizimkisi: “AFYON 8968” idi. Sultandağı-Çay bize bağlıyken, oraların mahkeme keşiflerine devamlı giderdik. Askerlik zamanı gelinceye kadar bu arabada çalıştım, şoförlüğü bunda öğrendim.

   HANGİ OKULU OKUDUNUZ?

   İlkokulu, İnönü (Fatih Sultan Mehmet) Okulu’nda okudum. Okumaya çok merakım vardı. Birinci sınıfa, 6 yaşındayken kayıtsız gittim. Sonra kayıt ettiler. Öğretmenim Niyazi Toros idi. Ortaokula başladım. Buranın müdürü de Kemerkayalı İsmail Toker idi. Orta ikinci sınıfta iken futbol merakım yüzünden derslere dikkat etmedim, devamsızlık yaptım. Okuldan hep kaçtım. Rahmetlik babam okutmak için çok gayret etti fakat olmadı, sonunda ayrıldım.

   GENÇLİKTE FUTBOL OYNADINIZ MI?

   Çocuklukta başladığım futbol merakım, gençlikte de devam etti. Ogün için “Bolvadinspor” diye kulüp yoktu fakat, üç değişik isimde futbol kulüpleri vardı. Bunlar: Akçeşmespor, Yıldırımspor, 1923’te kurulan Gençlikspor idi. Ben, Yıldırımspor ve Gençlikspor’da oynadım. Maç için deplasmanlara giderdik. Futbol sahamız, bugünkü hükümet binasının olduğu yerde idi. O günün meşhur futbolcuları: İhsan Sevim (Tanker Eysan), Muharrem Göker (Uzun Mârem), Ahmet Ergün, Mustafa Öztürk, Metin Pektaş… Ayrıca Kocatepe Kahvehanesi’nin üstünde spor kompleksi vardı. Masatopu, bilardo, vücut geliştirme aletleri vardı. O gün için gençlerin futbola ve spora merakı çoktu. Bu günkü gençlerde bunu pek göremiyoruz. Çoğunluğu seyretmekle yetiniyor.  

   ŞOFÖRLÜĞÜ NE ZAMAN ÖĞRENDİNİZ?

   Okuldan ayrılınca arabamızda muavinlik etmeye başladım. Fırsat bulduğumda arkadaşlarla futbol oynamaya koşuyordum. Yazıcıların olduğu hanı 50 sene işlettik. Oraya “Postacıların Han” derlerdi. 13-14 yaşlarındayken, hanın içinde arabayı kullana kullana şoförlüğü öğrendim. Ehliyet almak o gün için çok zordu. Tam iki buçuk sene uğraştım, sonunda aldım. Askerliğimi Kütahya’da ve İzmir Gaziemir’de şoför olarak yaptım. Herkes 24 ay yaparken, Kıbrıs Savaşı çıktığından dolayı bizi bırakmadılar, 26 ay yaptım. Askere gidince ailem beni nişanlamış; askerden gelince 1 ay sonra evlendim. Bir kızım, üç oğlum var. Oğullarımın adı: Erol, Fevzi ve Feyyaz’dır.

   ÇOCUKLARINIZDA MI AYNI MESLEĞİ SEÇTİLER?

   Bizim mesleğimiz fedakarlık isteyen zor meslek. Bu yüzden çocuklarımın okumalarını, bu mesleği seçmelerini istemedim. İkisi liseyi; biri üniversiteyi bitirdi. Büyük oğlum Erol ve Küçük oğlum Feyyaz bu mesleği seçtiler. Mesleği optisyen olan ortanca oğlum Fevzi’nin gözlük üzerine işyeri var. Hepsine de; dürüst, düzenli, ahlaklı çalışmayı öğrettim. O prensiple işlerini devam ettiriyorlar.

   İLK OTOBÜSLERİ SİZİN GETİRDİĞİNİZ SÖYLENİR

  1950 yılında ilk getirdiğimiz “Opel” marka otobüsten sonra, 1965 yılında babama “Yeni araba alalım” diye baskı yaptım. Aydın’dan 35 kişilik “650 Fiat” otobüsü getirdik. Eskişehir-Akşehir-Afyon arasında çalıştık. Daha sonra 37 kişilik arkadan motorlu “MAN” otobüsü, gene biz getirdik. Bu otobüsü 6-7 sene kullandık. Hacca adam toplayıp, dört sefer götürdük. 1978 yılında “Mercedes” otobüsleri meşhurlayınca, gene ilk defa bu otobüsü biz getirdik.

   HAC YOLCULUĞU SIRASINDA SIKINTILAR YAŞADINIZ MI?

   İlk olarak hacca 1973 yılında arabamla gittim. Haccın bütün organizasyonu bize aitti. Hacca adam toplama; götürüp getirme; haccın bütün rükûnlarını yerine getirme görevlerini ben yaptırırdım. Haliyle zor olurdu. Kutsal yolculuk olduğu için Allah yardım ederdi. 10 günde gider, 5 günde gelirdik. Hep yaşlı hacı olurdu. Arabalarda klima yok; yolda araba kuma saplanınca küreklerle açardık. Yolda abdest almak ve ihtiyaç gidermek için su tankı götürürdük. Sıkıntı çoktu.

   MESLEĞİNİZİNİZİN ZORLUKLARI NELERDİR?

   Bizim meslek zor da olsa zevkli bir meslektir. Çok severek yaptım. Yolcu taşırken hiç kaza yapmadım. Can taşıyorsun. Arabanın içindeki yolcular hem sana emanettir, hem de misafirindir. Ona göre davranmak durumundayız. Aldığın yolcuyu sağ-salim yerine ulaştırmak durumundasın. İyi bir şoför; yaşantısına çok dikkat etmesi lazım. Kötü alışkanlıkları olmaması lazım. Konuşmasına, davranışlarına, tavırlarına dikkat etmesi; onu mesleğinde başarılı kılar. Yıllardır bunu kendimize bir ilke haline getirdik. Çok dikkat isteyen bir mesleğimiz var. Ufak bir dalgınlık büyük felaketlere sebep olabilir. Devamlı yollardasın. Kar-kış, gece-gündüz demeden direksiyon sallamak mecburiyetindesin.

   Allah bin bereket versin, mesleğimizin ekmeğini çok yedik. Fakat eskiden, bu güne nazaran işlerimiz çok daha iyi idi. Herkesin kapısının önünde bir araba olması bizim mesleği zor durumda bıraktı. Şehirlerarası otobüs çoğaldı. Esnaf, çevremizin illerine mal almak için giderdi, şimdi toptancı ayağına getiriyor. Bu da bizi etkiliyor.

   Eskiden mesleğin zorlukları daha fazla idi, bugün daha az… Eskiden her şoför, araba tamirinden biraz anlardı. Yolda araba arıza yaptığı zaman geçici olarak tamir edebilirdik. Teker patladığı zaman, yollarda lastikçi olmadığı için kendimiz yamar, şişirirdik. Kışın sefere gideceğimiz zaman, soğuktan araba çalışmayınca İmaret Hamamı’nı çalıştıran Hamamcı Kadir’den yirmi beş kuruşa sıcak su alıp radyatöre döker, çalıştırırdık. Antifiriz falan yoktu. Radyatör delikse kırmızı biber atar, kapatırdık. Bazen de erken vakitte çarşıyı süpüren süprüntücülere arabayı ittirip çalıştırır, sonra onlara kahveden çay ikram ederdik. Sabah erken giderken kiremit ocağında çalışan çocukları ücretsiz götürür; akşam getirirdik. Onların hepsi de okudular, adam oldular, içlerinden bakan bile çıktı.

   BİR GÜNÜNÜZ NASIL GEÇİYOR?

   Sabah namazı vakti kalkıp gerekli ibadetlerimi yaptıktan sonra kahvaltımı ederim. Bahçeye inip tavukların, kuşların yemlerini sularını veririm. Biraz onlarla oyalanırım. Daha sonra Bolvadin garajına gidip, çocukların arabalarını takip ederim. Öğleden sonra oğlum Fevzi’nin işlettiği gözlükçü dükkanına gelir, burada da işleri takip ederim. Eşle-dostla esenleşirim. Akşam yemekten sonra haberleri izler, saat 10’doğru yatarım.