İBRAHİM KARADEMİR

 

  Garamehmetlerin İbreğem…Doksan yaşında…Kırk sene hırdavatçılık; on iki sene de bakkallık yaptı. Bir kere hacca, dört sefer de umreye gitti.

   İbrahim Karademir; zayıf, ince yapılı, beyaz kısa sakallı, yaşlılıktan dolayı beli eğilmiş birisi…yaz-kış bol bir pantolon ve uzun pardesü giyer… Güler yüzlü, sevecen, tatlı dilli bir insandır… Takvâ ehlidir. Yaşına rağmen dini vecibelerini tam olarak yerine getirmeye çalışır… Otuz yıldır Alaca Camii’nde, cemaatle vakit namazlarını hiç kaçırmaz…Hatimle kılınan teravih namazını ayakta kılar…İnsanlara, “Yasin Cüzü” dağıtmaktan çok zevk alır…Yasin Cüzü verdiği kişileri sonradan gördüğünde, okuyup okumadığını anlamak için imtihan eder.

   HAYATINIZI ANLATIR MISINIZ?

   1925 yılında Bolvadin’in Alaca Mahallesi’nde dünyaya gelmişim. Babamın adı Ahmet…Mesleği hırdavatçı idi. Babam on iki sene askerlik yapmış. Dedem Kara Mehmet ise demirci idi. Dedem yedi kere evlenmiş. Babam, ikinci hanımından olmuş. Üç oğlan kardeşiz, en büyükleri benim… Diğer kardeşlerim Ali İhsan ve Hüdai rahmetlik oldular; onlar da hırdavatçılık mesleğiyle uğraştılar.

   İlkokulun ilk iki senesini Kaymaz Mektebi’nde, üç senesini ise Akçeşme Okulu’nda okudum. Babam on iki sene askerlik ettiği için gurbetlikten usanmış, bu yüzden beni Afyon’a ortaokula göndermedi. Yıkılan adada Helvacı Lomen (Numan)’in ve Kadir Ekici’nin dükkanlarının yanında nalbur dükkanımız vardı. Babamla birlikte üç kardeş, askerlik vaktim gelinceye kadar burada çalıştık. Haftanın beş günü işlerimiz çok yoğun olurdu.

   Askerliğimi Çanakkale Eceabat’da, otuz altı ay çavuş olarak yaptım. Askere gitmeden önce annemin ısrarı ile on yedi yaşında Katrancılar’ın Ziya Efendi’nin kızıyla evlendim. Eşim 2007 yılında vefat etti. Evliliğimden üçü oğlan, üçü kız, altı çocuğum oldu. Oğullarımdan Mehmet ve Baki öğretmen emeklisi; küçük oğlum Ahmet ise subay emeklisi…

   Askerden gelince yıkılan adadaki dükkanımızda üç kardeş 1973 yılına kadar birlikte çalıştık. Ada yıkılınca, iki kardeşim başka dükkanda birlikte ticaret yaptılar; ben ise, İmaret Camii yanında baraka dükkanlar vardı, orada bakkallık yaptım. Belediye o dükkanları kaldırınca pazarları dolaştım, leblebi sattım. 1985 yılında Bağkur’dan emekli olunca ticareti bıraktım.

   KUR’AN OKUMAYI NE ZAMAN ÖĞRENDİNİZ? 

   Kur’an’ı, 1935 yılında on yaşlarında iken öğrendim. Alaca Camii’nin yanında Saatçi Farukgilin evin yanında Ahmet Aynacı Hoca vardı. Beçeldi, ayakları tutmazdı. Cuma günleri iki kişi tezgeneyle camiye getirirlerdi. Evinde, bazı çocuklara Kur’an öğretirdi. Allah ondan razı olsun, bana Kur’an’ı o öğretti. Birkaç sene ondan ders aldım. O zaman dışarıdan çocuk okutması yasaktı. Jandarma baskın yapacak diye korkardık. Birgün askerler hocayı “Çocuk okutuyor.” diye götürdüler. Sonra bıraktılar. Bir müddet okumaya gidemedik; Sonraları korka korka derse devam ettik.

   YASİN CÜZܒNE MERAKINIZ NEREDEN KAYNAKLANIYOR?

   “Güllü Yasin” dediğimiz kitapcıklardan toptan alır; okuyacağını tahmin ettiğim kişilere hediye ederim. Okuyan kişi oradan bir şey öğrense; mutlaka bana da sevabı olur, diye düşünürüm. Uyanık Köyü’ne, Hamidiye’ye, Kurucaova’ya seksener tane götürüp dağıttım. Kapımızın önünden geçen tanıdığım kızı çağırıp kitap veririm ve: “ Yarın evleneceksin, çocuğunu büyütürken dini bilgiler vereceksin. Sen bilmezsen o çocuğa ne öğreteceksin? Bu bilgiler seni Cennet’e götürmezse yüzüme tükür!” derim. Kimisi kabul eder; kimisi almaz. Sonra gördüğüm o kişilere okuyup okumadığını sorarım.

   SİZCE NAMAZIN ÖNEMİ NEDİR?

   Namaz kılan kişi, kötülüklerden uzak durur. Namaza çocuk yaşta başlamak gerekir. Ben, 12-13 yaşlarındaydım. Bizim evimiz Alaca Camii ilerisinde idi. Çarşıdan eve giderken Alaca Camii önünde Yörükzâde Ahmet Fevzi Efendi önümü kesti. Hatırımı sordu, başımı okşadı. Namaz kılıp kılmadığımı sordu. “Kılamıyorum” dedim. Elindeki bastonu iki kere yere vurdu ve: “Oğlum namaz kıl! Oğlum namaz kıl!” dedi. O günden beri namazımı aksatmadan kılıyorum. Yörükzâde, aynı zamanda babamın hocası idi. 1957 yılında ölümüne kadar Alaca Camii’nde görev yaptı. Mihrabın önüne peştattayı kor, orada vaaz ederdi. Alaca Müezzini Hüseyin Hoca’nın da sesi gürdü…Hoparlörsüz sesi Develi’ye kadar duyulurdu. Yunuszâde de, babamın arkadaşı idi, vaizlik yapardı, ders verirken Cehennem’le ilgili ayetleri açıklarken bazen ağlardı. Bizim dükkana gelir otururdu. Bazen benim elimden tutar; gideceği yerlere beni de götürürdü. 1938 yılında vefat etti.

   ÇOCUKLUĞUNUZDAKİ RAMAZANLAR NASILDI?

   Çocukluğumun ve gençliğimin Ramazanları bu güne göre daha iyiydi. Toplum birbirine tutkun idi. Çocukluk yıllarımda, aynı bu günkü gibi Çarşı Camii’nde mukabele olurdu. O gün için toplam 7-8 cami vardı. Teravihte camileri dolaşırdık. Gece sahura, Davulcu Şemmet ve Guldur Cemal kaldırırdı. Boynuna taktığı dibirdeği (trampet) çalarak kapılara gelir: “Gadı gadı gatmer! Gadı gadı gatmer!” diyerek katmer ve bükme isterdi. Halk da severek bunları verirdi. O da çarşı Camii’nin giriş merdivenlerine oturarak bunları satardı. O zaman Çarşı Camii’ne girebilmek için 5-6 merdiven çıkılması gerekirdi. Yol yükselince, şimdi yolla aynı seviyeye geldi. 1938 yılında babamla sabah ezanı okununca Çarşı Camii’ne mukabele takip etmeye giderdik. O zaman Bolvadin’e daha elektrik gelmemişti. Elimizde fenerle yolu aydınlatarak giderdik.

   İLK ORUCUNUZU NE ZAMAN TUTTUNUZ?

   Yaşımı hatırlamıyorum fakat küçüktüm. Annem orucumu bozmamam için çok gayret etti. Beni annesine, yâni anneanneme oruç vermem için gönderdi. Anneannem çok sevindi. Orucumu ona verdim. Yemeğimizi yedikten sonra bana on kuruş verdi, hoplaya hoplaya eve geldim. Anneannem, Kediliğin Ahmet’in babaannesi olur. Benden önce, o da orucunu vermiş.

   GENÇLİĞİNİZDEKİ RAMAZANLAR NASILDI?

   İmaret Camii’nin yanındaki kasapların olduğu bina yoktu. Orası meydanlıktı, top orada atılırdı. Sonra Eski Sanayi’nin olduğu yerde; daha sonra ise, Bâdemlik’in oradan atılmaya başlandı. Sahurda, iftarda ve bayram namazı öncesi top atılırdı. Kahvelere, on sekiz yaşından küçükleri sokmazlardı. Askerler gelir kontrol ederdi. İlk olarak kahveye Kediliğin Ahmet’le gittik. Domino ve tavla oynadık. Geceleri şenlik olurdu. Park Kahvehanesi’nde tombala çekilişi yapılırdı. Bazen tiyatro gelirdi.

   Kadınlar evlerde toplanır, topluca teravih kılarlardı. Fakirler arlı idi. Çoğu, zekat fitre istemeye utanırdı. Şimdi ise yamyamlar adamı yolda yürütmüyorlar, önünü kesiyorlar. Bunların çoğu da ihtiyaç sahibi değil, bazısı emekli…Sağlığı yerinde, çalışacak güçte fakat dileniyor. İsteyemeyen, gizli garipleri bulup malımızdan tasattuk etmemiz gerekir.

   Ramazan dua zamanıdır. Her ânını değerlendirelim. Peygamberimiz: “Ramazan’ a ulaşıp da, ondan istifade edemeyenin burnu yere sürtülsün.” diyor.